Kategori Arama

Bilim

Bilim

Yeni Bir Teoriye Göre Uzaylıları Bulamama Nedenimiz, Onların Çoktan Ölmüş Olması Olabilir

23/01/2016

Uzaylılar var mıdır?” sorusu herkesin aklını karıştıran ve bir türlü cevaba ulaşılamayan bir soru. Bu kadar büyük bir evrende tek olamayacağımızı biliyoruz, bu ihtimali imkansız kılacak kadar çok gezegen ve başka gezegenlerde hayat olduğunu kanıtlayan matematik işlemleri var. Ancak madem tek olmadığımızdan bu kadar eminiz, neden şimdiye kadar hiçbir uzaylı izin rastlamadık? Bazılarınız bu soruya “uzaylılar geldi ama insanların öğrenmesini istemiyorlar” veya “çok uzaktalar, eğer bizle aynı teknolojiye sahipseler gelemezler” gibi cevaplar verebilirsiniz, bunlara benzer binlerce yanıt mevcut ama hiçbiri durumu tam olarak açıklamıyor.

Australian National University‘de görevli olan Aditya Chopra ve Charley Lineweaver adındaki iki astrobiyolog (uzay biyoloğu da deniyor) uzaylıların neden hala bulunmadığına dair yeni bir yazı yayınladılar. Yayınladıkları bu yazıda uzaylıların gelişim sürecinden ve evrimden bolca bahseden araştırmacılar, uzaylıların insanlar kadar şanslı olmayabileceğine değindiler. Araştırmacıların söylediklerine göre evrim döngüsünün ilk zamanlarından, yani tüm canlılar tek hücreli yaratıklarken, yaşam şu an olduğundan çok daha zormuş. Evrimleşmiş olmasına rağmen yaşayıp yaşayamayacağı çok değişken detaylara bağlı olan bu tek hücreli canlılar, bizlerde gösterdikleri başarıyı uzaylılarda gösterememiş olabilirler.

Aditya Chopra bu durumu şu sözlerle açıkladı: “Hayatın başlangıç dönemleri son derece kırılgan, bu nedenle canlıların sadece çok az bir bölümünün yaşayabilecek kapasiteye erişebilecek kadar hızlı evrimleştiğini düşünüyoruz. Yaşamın bulunabileceğini düşündüğümüz gezegenlerin çoğu değişken bir çevre yapısına sahip. Canlıların düzgün şekilde gelişebilmesi adına suyun, sabit sıcaklığın, yaşam için gerekli olan gazların her an bulunması gerekli.”

Hangi gezegenin bu koşulları sağlayabileceği şimdilik bilinmiyor, ancak böyle koşulların sağlanabilmesi için evrimin başladığı gezegenin son derece sakin ve uyumlu bir gezegen olması gerekir.

Bilim

Ölümsüz Denizanası: Turritopsis dohrnii

17/08/2015

Dünya’da milyarlarca canlı türü yaşadı ve yaşıyor. Bunlara içinde bulunduğumuz hayvanlar familyası, besin piramidinin tabanındaki bitkiler, gözle görülemeyecek kadar küçük canlılar ve ne bitki ne de mikroskobik canlı olmayan fakat iki türden de bişeyler kapmış olan mantarlar da dahil. Bu canlıların hepsi doğuyor, tüketiyor/üretiyor, çoğalıyor ve ölüyor. Bu doğanın döngüsü.

Fakat bu döngüye karşı çıkan birkaç canlı var. Döngünün bütün evrelerini gerçekleştiren fakat “ölme” evresini atlayan canlılar. Bu canlılardan belkide en garibi “Turritopsis dohrnii“, yani bir tür denizanası. Bu denizanaları, diğer bütün canlıların yaşayabileceği gibi yaşlılıktan ölmüyorlar.

tumblr_n520vi1VuA1sbavuuo1_400

 

Bu marifetlerini hücrelerinin yapısına borçlu olan Turritopsis dohrnii, hayatına sınıfının diğer türleri gibi suda “Planula” isimli, yüzen bir larva olarak başlıyor. Larva tam olarak geliştikten sonra deniz tabakasına bağlanıyor ve burada birçok “Polyp” oluşturuyor. Polyp’ler, dallı yapıdaki bir form ve bu tür denizanalarının bir gelişme evresi yani canlının yaşamı bu noktada tam olarak başlamış sayılıyor.

Yeterince gelişen Polyp’lerin dallarında bulunan tomurcuklar açılıyor ve içlerinden yüzlerce denizanası çıkıyor. Bu noktada Turritopsis dohrnii’nin hareketli yaşamı başlıyor. Turritopsis dohrnii doğumundan sonra her canlı gibi büyüyor. Yetişkinlik evresine kadar avlanıyor ve ürüyor. Eğer şanslıysa, yani avcıları tarafından öldürülmezse, bizim “yaşlılık” olarak tanımladığımız evreye kadar geliyor.

98809_polyp-colony-of-turritopsis-dohrnii-italy-mediterranean

 

(Turritopsis dohrnii’nin Polyp formu.)

İşler bu noktaya kadar normal fakat bu evreden sonra biraz garipleşiyor. Üremiş olan Turritopsis dohrnii, tam anlamıyla ölümü aldatıyor. Aşırı yaşlanınca vücudundaki bütün hücrelerin yapısını değiştiren Turritopsis dohrnii, hücrelerin son kalan enerjilerini kendilerini geliştirmeye değil,gençleştirmeye harcamalarını sağlıyor.

 

Bu işlemle gittikçe gençleşen denizanası, yaşamına başladığı evreye yani deniz tabakasında bir bitki gibi sabit bir şekilde tutunan Polyp evresine dönüyor. Bu evrede çiftleşmiş olan denizanası, hem eşinden almış olduğu döl örneği ile yeni denizanaları üremesini sağlıyor, hem de bu formundan tekrar genç bir denizanası olarak çıkıyor. Ayrıca Polyp evresine dönme işlemini sadece yaşlılıkta değil ayrıca aşırı stres, çevresel etkenler, başka canlıların saldırısı ve hastalık gibi durumlarda da gerçekleştirebiliyor.

LifeCycle-of-Immortal-Jellyfish-300x273

 

(Polyp evresinden başlayarak sırasıyla; Dallanmış Polyp, Polyp’den yeni ayrılan yavru denizanası, yetişkinlik evresi, denizanasının gençliğe dönme evresi)

Araştırmalara göre bu işlemi sonsuza kadar tekrarlayabilen Turritopsis dohrnii, biyolojik olarak ölümsüz sayılıyor. 1996 senesindeki keşfinden beri bilim adamları, canlının DNA’larında saklı olan bu paha biçilemez özelliği insanlara uyarlamaya çalışıyorlar fakat anlayabileceğiniz gibi pek kolay bir işlem değil.

Kaynak: Wikipedia

Bilim

Bilim Adamları Fare Beynini Uzaktan Kumandayla Kontrol Etmeyi Başardı

29/07/2015
İnsan saç telinden daha ince bir implant yerleştirerek farenin belirlenen bir yol üzerinde hareket etmesini sağlayan bilim adamları enjekte ettikleri ilaçlarla aktif nöronların takip edilebilmesi için parlamasını da sağladılar.

Şimdiye dek nörobilimciler çeşitli ilaçlar ve çok daha büyük tüplerle birlikte fiber optik kablolarla sinir hareketlerini inceleyebiliyorlardı; ancak bu durum, farenin beynine zarar verebilecek bir cerrahi müdahalegerektiriyor ve farenin sinir hareketlerini kısıtladığından elde edilen verilen çok sağlıklı olmayabiliyordu.

Washington Üniversitesi Tıp fakültesi ve Illinois Üniversitesi tarafından geliştirilen implant, çok daha az beyin dokusunun değiştirilmesine ve hasarın çok daha düşük seviyede kalmasına izin verirken daha önce kullanılan büyük tüplerin ve kabloların da kullanımına gerek bırakmıyor.

Farenin kafasına yerleştirilen cihaz ufak bir bataryadan güç alıyor ve test sırasında kullanılacak ilaçları fareye enjekte edecek ufak bir mekanizmadan oluşyor.

Deney sırasında farenin daireler halinde yürümesi sağlanırken kullanılan morfin benzeri ilaç farenin beyin komutlarını ve motivasyonunu belirleyen bölgesine enjekte edildi.

Bir başka deneyde ise optogenetik adlı bir teknik kullanan bilim adamları farenin beyin hücrelerini uyaran minyatür LED ışıklar kullanarak uzaktan kumanda yardımı ile farenin kafesin bir köşesinde sabit kalmasını sağladı. Deneyler sırasında fare uzaktan kumandaya yaklaşık 1 metre kadar uzaktaydı.

Cell isimli bilim dergisinde yayımlanan araştırma raporunda bu çalışmanın sinir sisteminde meydana gelen bozulmalar dışında stres, depresyon, madde bağımlılığı gibi rahatsızlıkları tedavi etmek için kullanılabileceği söyleniyor.

(geçen yıl böceğin birine kumanda takmışları, şimdi fare; seneye uzaktan kumandalı insan yapar bunlar)

 

Bilim

Türk Bilim İnsanlarının Kanser’e Karşı Yeni Kozu Aksolotllar

19/07/2015
Teknoloji gelişmesiyle birlikte, pek çok alanı da bir adım ileri taşımayı başarıyor. Bu alanlardan biri de sağlık, tıp. Teknolojinin sunduğu eşsiz imkanlar, tıp alanının sınırlarını her geçen gün daha da fazla genişletiyor, yapabileceklerimiz daha fazla oluyor.Bilim adamlarının savaş açtığı, insanlığın bir an önce çaresini bulması gereken hastalıklardan biri olan kanser de, umuyoruz teknoloji ve tıbbın ortak gelişmesi sonucu tarihe karışacak. Bu konuda önemli çalışmalar yürüten Türk bilim insanları, Meksika kökenli bir tür semender olan ”aksolotl” sayesinde kanser, sinir sistemi ve kalp ile ilgili hastalıklara karşı yeni tedavi yöntemleri bulma konusunda olduça ciddi adımlar atmaktalar.

Vücudundaki çeşitli parçaları ve uzuvları yeniden üretebilen Aksolotl’un aslında nesli tükenmiş durumda. Ancak canlı, özel laboratuvarlarda yaşamlarını devam ettiriyor. Aksolotl’un embriyolarının büyüklüğü ve kansere yakalanma oranlarındaki azlık, bilimsel araştırmalarda kullanılması adına önemli bir avantaj sunuyor. Medipol Üniversitesi Rejeneratif ve Restoratif Tıp Araştırmaları Merkezi (REMER) Kurucu Başkanı Prof. Dr. Gürkan Öztürk, yaptığı açıklamada 300 civarı aksolotlın bir yıl önce Kentucky Üniversitesi’nden, uzun bir süreç ve uğraş sonucu getirildiğini ve 30’a yakın bilim insanının bu canlılarla bizzat çalıştıklarını bildirdi.

Gürkan Öztürk’ün konuyla ilgili yaptığı açıklamalar şu şekilde;

“Bu özelliğiyle anne karnında sıfırdan bütün özelliklerini tamamlıyor, hiç doğmamış gibi. Çünkü doğduğu zaman vücut yapısı değişecek. Örneğin bir uzvu, koptuğunda 1-2 ayda uzayabiliyor.

Örneğin trafik kazasında omuriliği zedelenmiş, kopmuş bir insan, ömür boyu felce mahkum demektir. Şu anda hiç bir tedavisi yok. Biz, bu hayvanın omuriliğinin nasıl tamir olduğunu bulabilirsek, buradan çıkacak sonuçları insanlarda yeni tedavi yöntemleri olarak kullanabiliriz. Bu hayvandan elde edeceğimiz omurilik hücrelerinin farenin omurilik hasarına fayda edip etmeyeceğini test edeceğiz. Hayvandaki iyileşme kapasitesini, insana yakın bir memeli modeline taşıyabilecek miyiz, onun üzerinde çalışıyoruz.”

Aksolotlların en büyük özelliklerinden biri de diğer canlılara göre inanılmaz derecede düşük olan kanser oranları. Aksolotlların kansere yakalanma ihtimali diğer canlılara göre 1000 kat daha az. Bu sebeple canlının metabolizmasında kansere, kanser hücrelerine karşı koruyucu bir mekanizması olup olmadığı araştırılıyor.

Kaynak: Webtekno

Bilim

Bilim Adamları Pastırma Gibi Kokan Yosun Üretti

17/07/2015

Bilim, her zaman farklı ve hiç akla gelmeyecek şeyleri başarmada oldukça iyidir. Haberimizde bahsedeceğimiz olay da bunun en büyük örneği.

Oregon State Üniversitesi‘nde görev yapan araştırmacıların oluşturduğu bir ekip, yaptıkları çalışmalar sonucunda protein bakımından oldukça zengin, Dulse adındaki bir kırmızı algi (yosun) oluşturmayı başardılar. İşin ilginç kısmı ise, Dulse’un kızartıldığı zaman tadının pastırma gibi olması. Üstelik yosunun protein seviyesi de, çoğu kişinin tercih ettiği proteinli sebzelerinkinden iki kat daha fazla.

635724855612407736-19675711411-589208e605-k

 

OSU (Oregon State University) yetkilileri tarafından konuyla ilgili yapılan açıklama şu şekilde;

Dulse adını verdiğimiz bu yosunlar, Pasifik ve Atlantik okyanuslarının sahil şeritlerinde yetişmekteler. Şu an bu yosunlar, besin takviyesi ya da yemek pişirmede ek madde olarak kurutulmuş şekilde kilosu 90 dolardan satılmakta. Ancak Chris Langdon ve ekibinin OSU’nun Bilim Merkezi’nde yarattığı ve patentini aldığı Dulse, tamamen farklı ve yeni bir çeşit.

Bu saydam, marul görünümlü kırmızı şey, mineral, vitamin ve antioksidanlar bakımından oldukça zengin bir kaynak. Yeni çeşit Dulse’un kuru halde barındırdığı protein seviyesi %16. Projenin amacı, özellikle Asya bölgesinde bir nevi ‘süper yiyecek’ şeklinde kaliteli ve değerli mercan rezervleri yetiştirmek.”

Dulse, özellikle diyet uygulayan kişiler için vazgeçilmez bir besin olabilir. Hem vitamin, minaral ve protein bakımından zengin, hem de kaynak olarak oldukça yaygın bir alanda bulunmakta.

Bilim

3 Yaşındaki Çocuğa 3D Yazıcı dan Çıkartılan Kafatası Yerleştirildi

16/07/2015

3D yazıcı ile üretilen titanyum vücut parçalarının başarılı şekilde yapıldığı operasyonlardan sonra bu kez Çin’in Hunan bölgesinde yer alan Second People’s Hospital’da gerçekleşen ameliyat, daha önceki başarılı operasyonlardan çok daha büyük bir başarı olarak görünüyor.

Konjenital hidrosefali adında bir rahatsızlığı olan ve doğumdan itibaren beyinde çok yüksek seviyede omurilik sıvısı biriktiği için kafatasının aşırı genişlemesi sonucu deforme görüntüye sahip bir kafa yapısı olan Han Han’ın kafatası, normal boyutundan 4 kat daha genişti.

Arkadaşları tarafından “Koca Kafa” olarak hitap edilen Han Han, bir süre sonra düşük kan değerleri, başında aşırı bir baskı, başının bazı bölgelerinde iltihaplı yaraların oluşumu gibi sağlık problemleri ile de karşılaştı ve acilen bir müdahalede bulunulması gerekiyordu.

Han Han, bulunduğu noktada toplam vücut ağırlığının yarısı kadar olan kafasını kaldırmakta güçlük çekmeye başladı ve hatta oluşan yaralarında kurt benzeri yapıların gelişim göstermesi ile karşılaştı ve optik sinirlerine aşırı baskı olduğundan kör kalma tehlikesi ile karşı karşıya idi, üstelik 2014 yılından beri yatalak yaşıyordu.

skull7

 

Han Han’ın ailesinin yaklaşık 80 bin Dolar tutarındaki hastane masraflarını karşılayacak gücü yoktu ne yazık ki; ancak internette başlatılan bir kampanya yüzlerce insanın bir araya gelerek gerekli parayı toplamasına ve tedavi masraflarının karşılanmasına imkan tanıdı. (faith in humanity restored)

skull8

 

Han Han’ın geçireceği operasyon kafa derisinin yüzüldükten sonra tamamen 3 boyutlu yazıcı ile üretilmiş titanyum kafatasının yerleştirilerek beynin yeniden konumnlandırılması ve fazla omurilik sıvısının kafadan alınmasını içeriyordu ve “tam beyin küçültme plastik cerrahi operasyonu” olarak adlandırılıyordu. (Çince’den direkt çeviri)

skull1

Doktorlar 14, 15 Temmuz’da gerçekleştirdikleri ve 17 saat süren operasyon ile Han Han’ın kafa derisini yüzerek tuzlu bir çözeltide korumaya aldılar ve ardından drenaj tüpleri aracılığı ile yavaşçaomurilik sıvısını dışarı çekmeye başladılar. Sonrasında 3 adet 3 boyutlu yazıcıdan çıkmış titanyum parçayı Han Han’ın kafasına yerleştirerek ona yeni bir kafatası oluşturdular.

Operasyonun beklediklerinden daha iyi geçtiğini belirten doktorlar Han Han’ın tam iyileşmegöstereceğini ve bir süre yoğun bakım ünitesinde kalacağını açıkladılar. Han Han, operasyon tamamlandıktan sonra gözlerini açmış ve kendi başına, destek araçları olmadan rahatça nefes alabiliyormuş.

Bilim

Küba HIV Virüsünün Anneden Çocuğa Geçişini Durduran İlk Ülke Oldu!

06/07/2015

Günümüzün en ciddi hastalıklarından biri bildiğiniz üzere AIDS. Bu hastalığa sebep olan HIV virüsü ise, kişiye bulaşmakla kalmıyor, aynı zamanda anneden çocuğa da geçiyor.

Bu konuda Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) önemli çalışmaları bulunmakta. Amaç HIV virüsü taşıyan annelerin, bu virüsü çocuklarına aktarmaması. Dünyada pek çok ülke bu konuda DSÖ ile birlikte çalışmalar yürütmekte. Bu çalışmalar, en verimli meyvesini ise Küba‘da verdi. Küba, HIV virüsünün anneden çocuğa geçisini durdurmayı başardı.

cuba-hiv(1)

Dediğimiz gibi pek çok ülkenin bu konuda önemli çalışmaları bulunmakta. Küba da bu ülkelerden biri. Ülkeler, yaptıkları çalışmaları ve çalışmalar sonucu elde edilen verileri, DSÖ’ne göndererek bir nevi bilgilendirme yapmaktalar. Küba’nın da içinde bulunduğu Panamericana Sağlık Örgütü, DSÖ aracılığı ile Küba’ya bir delegasyon göndermiş ve sağlık gelişmeleri konusunda bir incelemede bulunmuştu. Bu incelemeler sonucu, Küba’nın HIV virüsünün anneden çocuğa aktarılmamasını sağlayacak gerekli bütün kriterlere uygunluğunu rapor etmiş durumda.

2010 yılından beri DSÖ ile Güney Amerika bölgesinde HIV ve frengi virüsünün yayılmasını önlemek adına önemli sağlık çalışmaları yürüten Panamericana Sağlık Örgütü’nün başkanı Carissa Etienne, Havana’da yapılan bir toplantıda ”Küba’nın bugün elde ettiği başarı, HIV ve frenginin anneden çocuğa bulaşmasını ortadan kaldırmak adına, diğer ülkelere ilham kaynağı olacak derecede önemli bir adımdır” ifadelerini kullandı.

cuba-hiv(2)

Yapılan çalışmalar doğrultusunda, 2013 yılında Küba’da sadece 2 bebek HIV virüsü ile dünyaya gelmiş durumda. DSÖ’nün verilerine göre ise, HIV virüsü ile doğan çocuk sayısı 2009 yılından 2013 yılına yarıdan fazla şekilde düşmüş durumda. Küba tarafından atılan bu önemli adım sayesinde, bu sayının minimuma indirilmesi amaçlanıyor.

Bilim

Stephen Hawking’den One Direction Hakkında Bilimsel Açıklama Geldi

02/07/2015

Dünyanın önde gelen beyinlerinden Stephen Hawking uzun süredir genç kızların yüreklerini dağlayan bir konuyu aydınlığa kavuşturdu. Bu zamana kadar birçok alanda başarılı çalışmalara imza atan astro-fizikçi, One Direction grubundan bir elemanın ayrılmasından dolayı grubun toptan dağılacağını düşünen gençlere sakin olmalarını söyleyerek işin bilimsel boyutunu anlattı.

Neden böyle bir konuya daldığı anlaşılamayan Hawking, açıklamalarınla gençlere yol gösterebilmek için Avustralya’da bulunan Sydney Opera Evi’ndeki etkinliğe 3 boyutlu teknolojiyle katılarak herkesin aklını aldı. Dinleyiciler daha ne olup bittiğini anlamamışken bir de One Direction’dan ayrılan Zayn Malik hakkında açıklamalarda bulunan Hawking, durumun sanıldığı kadar da kötü olmadığını belirtti.
stephen-hawking-one-direction-main

 

Yaptığı açıklamalara son noktayı koyan Hawking’e, konuşmasının ardından “Zayn’ın One Direction’ı bırakması ve Dünya genelindeki milyonlarca genç kızın kalbini kırmasının kozmolojik etkilerinelerdir ?” şeklinde bir soru geldi ve ünlü fizikçi ‘’şimdi dilimden konuşmaya başladınız’’ diye düşünerek soruyu cevapladı. Hawking  “Sonunda önem arz eden bir soru geldi. Kalbi kırık kızlara tavsiyem şudur: Kuramsal fizik çalışmalarını yakından takip etsinler; çünkü bir gün birden fazla evren olduğuna dair bir kanıt yakalayabiliriz. Böylece kendi yaşadığımız evrenin dışında başka bir evren olduğu ihtimali imkânsızlıktan çıkar. Ve o başka evrende Zayn hala One Direction üyesi olabilir” diyerek boş bakışların kurbanı oldu.Hawking son olarak, Zayn yüzünden kalbi kırılan bu kızlardan biri paralel evrende Zayn ile evli ve mutlu olduğunu da hayal edebilir diyerek yüzyılın ayarını verdi ve konuşamadan ayrıldı.

 

 

Kaynak: http://www.webtekno.com/bilim-haberleri/stephen-hawking-den-one-direction-grubu-hakkinda-bilimsel-aciklama-geldi-h7027.html

Yandex.Metrica